9 Aralık 1953 doğumlu aktör, yönetmen ve yapımcı; John Gavin Malkovich Illınois, Amerika doğumlu. Babası yayıncı, annesi ise yerel bir gazetenin yazarı. Hırvat asıllı bir ailenin çocuğu. Lise’de atletizmle uğraştı. Illinois Üniversitesinden Doğu Illinois Üniversitesine tranfer olduğunda sadece bir dönem çevre bilimiyle ilgilendi. Daha sonraları tiyatro ile ilgilenmeye başladı.
1976 yılında Steppenwolf Theatre Company’nin bir üyesi oldu. 1983 yılında New York’a taşındı ve “True West” adlı oyunda yer aldı. 1984′de Dustin Hoffman ile Broadway’de “Death of a Salesman” adlı oyunda oynadı. Bu oyun bir televizyon filmi olarak çekildikten sonra aktör filmdeki rolüyle Emmy Ödülü kazandı. Aynı yıl ilk filmi “Places in the Heart” ile en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Akademi ödülüne aday gösterildi. 1994 yılında, “In the Line Of Fire” filmiyle, aynı kategoride Akademi Ödülüne aday gösterildi.
“Being John Malkovich” filminde, Charlie Kaufman’ın yazdığı senaryoda, biraz değişiklikle kendisini canlandırdı.
Read the rest of this entry »

ABD’nin Ohio eyaletindeki Share Heights bölgesinde 26 Ocak 1925′te doğan güçlü oyuncu Paul Leonard Newman, altı çocuk babasıydı. Haziran 2008′de akciğer kanseri olduğunu açıklayan oyuncu, 83 yaşında yaşamını yitirdi. Newman, The Hustler (1961), Harper (1964), Slap Shot (1977) ve The Verdict (1982) gibi klasik filmlerde rol aldı. Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969) ve The Sting (1973) filmlerinde Robert Redford ile beraber oynadı. “The Long, Hot Summer” (1958), “Rally ‘Round the Flag, Boys!” (1958), “Paris Blues” (1961), “A New Kind of Love” (1963), “WUSA” (1970), “The Drowning Pool” (1975), “Mr. and Mrs. Bridge” (1990) gibi pek çok filmde eşi Joanne Woodward ile birlikte rol aldı. “Rachel, Rachel” (1968), “The Effect of Gamma Rays on Man-in-the-Moon Marigolds” (1972), “The Glass Menagerie” (1987) gibi filmlerde de yönetmenlik yaptı. Oscar’a 10 kez aday gösterilen Newman, 1986′da “The Color of Money” (Paranın Rengi) filmiyle Oscar’ı kazanmıştı. Ayrıca, Altın Küre, Cannes ve Emmy ödülleri de bulunan sanatçı, kendi kurduğu gıda şirketinden elde edilen gelirle çeşitli yardım kuruluşlarına bağışta bulunuyor ve pek çok yardım vakfı kurulmasına ön ayak oluyordu. Paul Newman, geçtiğimiz yılın Mayıs ayında, hastalığı nedeniyle sinema kariyerine son vermek zorunda kaldığını açıklamış ve “İstediğim düzeyde oyunculuk yapabilecek durumda değilim” demişti.
Edward James Norton, 18 Ağustos 1969 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Massachusetts Eyaleti’nin başkenti olan Boston’da dünyaya geldi.Daha sonra James ve Molly adlarında iki kardeşi olur. Avukat babası Edward Norton Sr. ve öğretmen annesi Robin Norton ile birlikte Kolombiya’da yaşayan Norton, henüz 5 yaşındayken dadısı Betsy True ile bir müzikale gider. “Cinderella”dan çok etkilenen Norton, oyunculuk hayalleri kurmaya başladı.
Maryland’de bulunan Columbia School for Theatrical Arts’da oyunculuk eğitimi almaya başlayan Norton, 8 yaşındayken “Annie Get Your Gun” müzikalinde oynayarak oyunculuk serüvenini başlattı. Okulu bitince liseyi de yine Maryland’deki “Wilde Lake High School”da okudu.
1991 yılında ünlü “Yale Üniversitesi”nin “astronomi” bölümünü kazandığında kararsızlık yaşadı ve en sonunda “tarih” bölümünü bitirdi. Tiyatro aşkı Yale’de de kendini gösterdi ve Yale’de tiyatroyla ilgili bir çok şey öğrendi. Bunun yanı sıra Yale’de Japonca da öğrenen Edward, sonraları büyükbabasının Osaka’daki “The Enterprise Foundation” fabrikasında çalışıp profesyonel olarak Japonca öğrenecekti.
Yale’den başarıyla mezun olan Norton, 1994 yılında “Only in America” adlı komedi filminde rol aldı. Yine aynı yıl Edward Albee’nin “Fragments” adlı oyunu için düzenlenen oyuncu seçmelerine katıldı ve kısa sürede Albee’nin gözde oyuncularından biri oldu.
1944 doğumlu Amerikalı Gregory Hoblit bir çok TV dizisi için yönetmenlik yaptıktan sonra 1996 yılında “Primal Fear” adında bir film projesine girişti. Paramount Pictures Şirketi ile anlaşma sağladıktan sonra “Pretty Woman”, “Chicago”, “I’m Not There” ve “The Flock” gibi filmlerden tanıdığımız ünlü aktör Richard Gere, “Mystic River”, “Love Actually”, “Dave” gibi filmlerle ismini duyuran Laura Linney, Frances McDormand, John Mahoney gibi oyuncular seçti. Bu psikolojik drama filminde “Aaron Stampler” karakteri için Leonardo DiCaprio’ya teklif götüren Hoblit, Caprio rolü reddedince seçmeler düzenledi. 2100 kişinin katıldığı seçmede Edward Norton birinci oldu ve “katil Aaron Stampler” karakteriyle “Golden Globe Ödülü”nün sahibi oldu. Norton’ın bu rol için Güneyli aksanını geliştirmesi gerekiyordu ve ona bu konuda 1980 yapımı “Coal Miner’s Daughter” yardımcı oldu.
“Primal Fear”ın üstüne oldukça fazla oyunculuk teklifi alan Norton, seçimini gerçek bir hayatı anlatan “The People vs. Larry Flynt” filminden yana kullandı. Kadınlara ve sekse olan düşkünlüğüyle tanınan Amerikalı Larry Claxton Flynt Jr.’nin hayatını anlatan filmde Norton, “Alan J. Isaacman” karakterini canlandırırken, Courtney Love ve Woody
Read the rest of this entry »
Etkileyici ses tonu, delip geçen bakışları ve 1.96′lık görkemli cüssesi ile sinema tarihinin belki de en şanslı aktörlerinden çünkü o, “The Curse of Frankenstein, “Dracula”, “The Mummy” gibi korku sinemasının klasikleri, Sherlock Holmes uyarlamaları, “Yüzüklerin Efendisi” ve “Star Wars” serileri ve Tim Burton filmleri gibi birbirinden tamamen farklı türlerde çekilmiş filmlerde rol alan ve 1948′de başlayan kariyerini halen devam ettiren tek aktör.
27 Mayıs 1922′de Londra’da doğan Christopher Frank Carandini Lee, 2.Dünya Savaşı’nda Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde görev alıp terhis olduktan sonra 1947′de film endüstrisine geçiş yaptı. 1948′de ilk filmi Corridor of Mirrors’ı çekti. Ancak asıl ünü, İngiltere’nin ünlü, düşük bütçeli korku filmleri yapım şirketi Hammer Film Productions için çektiği filmlerle elde etti. 1957 yapımı The Curse of Frankenstein’da Dr. Frankenstein’ın yarattığı canavara hayat verirken, Dr. Frankstein’ı da korku sinemasının bir diğer ünlü aktörü Peter Cushing canlandırıyordu. İkilinin bu beraberliği 1958′de Dracula ile devam etti.
250′den fazla filmden oluşan kariyerinde her ne kadar sadece yedi Dracula filminde rol almış olsa da, CGI ve günümüzdeki özel efekt teknolojilerinin olmadığı ve seyirciyi etkilemenin tamamiyle aktörün yeteneğine bağlı olduğu zamanlarda, büyük bir ustalıkla canlandırdığı Dracula karakteri en çok hatırlanan, onunla özdeşleşen rollerden biri oldu. 1959′da çekilen The Mummy ve bir Sherlock Holmes uyarlaması olan The Hound of the Baskervilles Peter Cushing ile birlikte çevirdikleri diğer iki film oldu.
1960′lar meşhur Fu Manchu serisi ve Avrupa’da çektiği pek çok film ile devam etti. 1970′lerde sadece korku sinemasının parçası olmaktan sıkılıp farklı türlerdeki filmlerde yer almaya karar verdi. 1973′te çekilen The Three Musketeers, 1974′te rol aldığı The Four Musketeers ve Bond filmi The Man with the Golden Gun bu amaçla çevirdiği filmlerdi. Bu filmlerin elde ettiği başarı üzerine Hollywood’a yerleşse de, burada çevirdiği çoğunlukla sıradan sinema ve televizyon filmlerinden memnun kalmayarak İngiltere’ye döndü.
2000′ler Lee’nin küllerinden doğduğu yıllar oldu. 1999 yapımı Tim Burton filmi Sleepy Hollow’un ardından diğer Burton filmleri 2005′te çekilen Charlie and the Chocolate Factory ve Corpse Bride’da da rol aldı. Ama onu tüm dünyaya hatırlatan 2000′lere damgalarını vuran birbirinden başarılı iki büyük seride canlandırdığı roller oldu. 2001′de çekilen The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring ile başlayan, 2002 yapımı The Lord of the Rings: The Two Towers ve 2003 yapımı The Lord of the Rings: The Return of the King’den oluşan “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinde Saruman’ı canlandırdı.
Yer aldığı diğer efsanevi seri ise, Count Dooku’ya hayat verdiği 2002 yapımı Star Wars: Episode II - Attack of the Clones ve 2005 yapımı Star Wars: Episode III - Revenge of the Sith ‘den oluşan “Yıldız Savaşları” oldu. 2007′nin merakla beklenen kitap uyarlamalarından Golden Compass’da da rol alan Lee, Star Wars: The Clone Wars’da bu kez sesiyle yer aldı. 1977′de yazdığı çocukluğunu, savaş yıllarını ve kariyerini anlattığı “Tall, Dark and Gruesome” ve 2004′te yayınlanan “Lord of Misrule” adlı iki otobiyografik kitabı da bulunan Christopher Lee, ne mutlu ki altmış yıllık kariyerine halen filmlerde rol alarak devam ediyor.
Sayısız komedi filmine yapımcı ve oyuncu olarak imza atmış hemen hemen tüm dünyada 80 ve sonrası kuşakları komedi filmi diyince aklına ilk gelen isimlerden biride Adam Sandler’dir. Kendisini çokta özen göstermeden takip edenlerin sayısı oldukça fazladır. Hiçbir zaman seyirciyle arayı açmaz verimli bir insan olduğu ve bu verimliliği ekonomik olarak çoğu önemli aktörlerden daha zengin oluyuşla da pekiştirmiş insandır. Tabi bunda en büyük pay kendisinin aynı zamanda bir yapım şirketinin olmasıdır. Bu şirket Sandler’ın yazdığı iki filmin isimlerinden oluşur. Happy Gilmore (1996) ve Billy Madison (1995) = Happy Madison Size bu şirketin çektiği filmlerinden bir kaçını söyleyince zaten onu biraz tanısanız bu filmleri yadırgamazsınız. The Hot Chick (2002) ve Deuce Bigalow: European Gigolo başrolünde neredeyse Adam Sandler’in bütün filmlerinde bir şekilde sahnede boy gösteren Rob Schneider’in oynadığı filmlerdir.
Bunlar klişe komediler olsa da bunlara kötü film demek bence yanlış olur. Adam Sandler bence Sinemanın en güzel abur cubur filmlerini yapan adamdır.
Kendisi 1966 yılında Brooklyn/Newyork doğumludur. Jerry Seinfeld’e benzer bir kariyer başlangıcı yapan Sandler Stand up showlarda baş gösterir. Biraz abartılmış olabilir ama şarkıcı olarakta ulaştığı başarılar en azından Amerikada hiçte kolay olmayacak başarılardır. Funny happy Birthday Song ile büyük bir başarı sağlar diğer şarkılarını dinlemek için buraya tıklamanız yeterli. Birde arkadaş ortamlarında dinlediğimiz “Sesame Street On Marijuana” şarkısı iyi bir geyik şarkıdır. Amerikada artık bir efsane olmuş olan Saturday Night Live Show’un akıl takımı içinde yer alır ve bazı parodilerinde kendini oyuncu olarakta gösterir. Bence Komedi oyuncusu olmak için yeterli birikimi yapmış birisidir.
Read the rest of this entry »