Uzun zamandan beri sinemalarda kaliteli komedi filmi olmadığı için Adam Sandler ismini duyunca büyük bir hevesle izledim filmi ama malesef film tam bir fiyasko. HattaAdam sandler’in böyle bir filmde rol alması beni çok üzdü açıkcası. Kariyerine ne gibi bir katkısı olur bu filmin bilinmez ama inanılmaz kötü bir senaryo ve belden aşağı ucuz esprilerle dolu film. Filmin yarısı cinsellik üzerine diğer yarısı da İsrail propagandası üzerine kurulmuş. Ayrıca film, Filistinlileri ve müslümanlığı da aşalıyor.
Kısaca konusu; Adam Sandler süper yetenekleri İsrailli mossad ajanı ZOHAN rolünde. Karşısında da
Filistinli süper kahraman (John Turturro) var.
İki kahraman arasında bir türlü bitmek bilmeyen ama kimsenin kazanamadığı bir kavga vardır.
Adam Sandler (ZOHAN); ajanlıktan çok aslında hep hayalindeki mesleğin saç kesmek olduğunun farkına varır. Rakibini kendisinin öldüğüne inandırır ve soluğu Amerika’da alır. Kuaför olmak için iş aramaya başlar. Zohan’ın saç kesiminde kendini ispatlaması ve gerçek kimliğini saklaması ilginç gelişmelere yolaçacaktır.
Zohan’a Bulaşma -You Don`t Mess With ZOHAN (2008)
Kötü filmler sıralamasında kendine iyi bir yer bulacağına eminim.
Yıllar, yıllar önce insanlarla, mistik yaratıklar (Elfler, Goblinler, Ogreler vb..) arasında büyük savaşlar olmuştur.. Bu kanlı savaşların bir döneminde insanlar, savaşın üstün tarafı haline gelerek, rakiplerini kırıp geçirmişlerdir..
Elf kralı bu katliamdan çok etkilenmiş, üzüntüye boğulmuştur..
Bir gün, bir ‘Goblin’ demirci ustası, krala, altından imal edilmiş, asla karşı konulamayacak, devasa askerlerden oluşan, mekanik bir ordu yapmayı teklif eder.. Oğlu Prens’in de etkisiyle, Kral bu öneriyi kabul eder..
Bu yenilmez armadayla birlikte, bir de taç imal edilmiştir ki, tacı başına takan, bu tehlikeli ordunun kontrolünü de ele geçirecektir. Elf Kralı, artık, bu Altın Ordu’nun da kralıdır..
Gel zaman, git zaman; insanlar yeniden saldırıya geçtiğinde, karşılarında buldukları ‘acı ve merhamet duygusundan nasipsiz’ bu Altın Ordu’nun önünde, müthiş bir kıyıma uğrarlar..
İyi yürekli Elf Kralı, bu kez de, bu kararından büyük pişmanlık duyar ve başındaki tacı üç parçaya böler; birini insanlara verir, ikisini kendisine saklar..
Kral, bundan böyle, insanların şehirlerde; diğer yaratıkların da ormanlarda hüküm sürmelerini karara bağlar..
Altın Ordu ise, tacın parçaları birleşmediği sürece, etkisiz kalmaya mahkum olarak dünyanın bilinmeyen bir yerine kapatılır..
Read the rest of this entry »

Vizyon tarihi: 26 Eylül 2008
Yönetmen: Mathieu Kassovitz
Senaryo: Eric Besnard
Tür: Aksiyon, Macera, Korku
Yapım: ABD, Fransa 2008 101 dakika (Renkli)
Mathieu Kassovitz, “Protesto” ile gönlümüzü fethettikten sonra tür filmleri çekme geleneğini bu son yapıtıyla da sürdürüyor. Ancak yine tempoya ve aksiyona ağırlık verince tür adına ne yeni bir şey ne de bilindik kodlamaları uygulayan orta ayar bir işçilik çıkabiliyor. Yönetmenin, bilimkurgu türüne hakim olmaması da filmin en ciddi sorunu…
Bugüne kadar yönetmenlik kariyerinde çok çeşitli bir çizgi çizen Mathieu Kassovitz, bu filmle farklı türlere el atma geleneğini sürdürüyor. Sanatçı, “Kızıl Nehirler”de (”Les Rivieres Pourpres”, 2000) polisiye, “Gothika”da (2003) korku derken şimdi de bir bilimkurgu örneği ile karşımızda. 1995 tarihli en iyi filmi “Protesto” (”La Haine”) ise elbette bir kenara not edilmeli. Kassovitz, belli ki bütün Amerikalı yönetmenler gibi her türü çekebilen ‘işçi yönetmenler’den biri olmak istiyor. Bu doğrultuda attığı adımlar ise pek de yanlış değil aslında…
Kassovitz, “Protesto” sonrası ciddi değişimler geçirdi… Öncelikle “Protesto”yu bir kenara bırakacak olduğumuzda, yönetmenin 2000′li yıllardaki yönetmenlik stilinin aynı olduğunu görebiliyoruz. Kassovitz, klasik Amerikan sinemasını benimseyen bir film grameri kuruyor ve tempoyu sürekli yüksek tutarak rahatlıkla tüketilebilen bir görsellik benimsiyor. Bu doğrultuda 3 filminin de hem formalist yönetmenliğe yaklaştığını hem de aksiyon dozlarıyla sınıf atladığını söyleyebiliriz. Zaten yönetmenin ABD’ye sıçrama nedeni de esasen “Kızıl Nehirler”deki bu yönetmenlik stili. Ama elbette “Protesto”da uzun kaydırmalara odaklanan ve siyah-beyazdan güç alan minimalist sinema anlayışını sonraki filmlerinde göremiyoruz. Belki de “Bir tane ciddi film çekip sonra tür sinemasında yapacağım işler var.” diye düşünmüş olabilir Kassovitz.
Ancak o filmin dramatik yapısını da bir türlü diğer filmlerinde göremiyoruz. Zira “Kızıl Nehirler”in de “Gothika”nın da “Babil M.S.”in de dramatik yapılarında ciddi sorunlar var. Hatta yönetmenliğin senaryonun önüne geçip sadece görsellik için izlenen yapımlara dönüştüklerini söylesek bile yeridir. Tabii bu durum, sinema salonunda filmlerin lehine yansırken, tür adına ortaya hiçbir şey koymamalarını ve zaman zaman bilinçsiz davranmalarını da sağlıyor. Buna örnek olarak; “Kızıl Nehirler” gibi yaratıcı bir romanın üzerine kafa yorulmaması ve filmin kendini mantık boşluklarına bırakan bir senaryoyla çıkagelmesi veya “Gothika”nın son 10 dakikasında irtifa kaybederek gülünç duruma düşmesi verilebilir.
Read the rest of this entry »
Galiba gelmiş geçmiş en güzel animasyon filmi Wall-E. Pixar Animasyon diye bir şirket olmasaydı acaba sinema sektörü özellikle çocuklara yönelik filmler nasıl olurdu,kestirmek zor; fakat piksar(pixar) animasyon eline atttığı her işte yaratıcı Dramanın ve bilgisayar teknolojilerin optimum kullanımıyla çok naif ve güçlü eserler meydana getiriyor.
Wall-E bence bir manifesto niteliği taşıyor. Global ısınma, çevre duyarsızlığı ve insanların yaşantı biçimlerine adeta meydan okuyor. Kahraman bir robot (wall-e) yardımcı rollerde ise bir hamamböceği ve diğer robot arkadaşları var. İnsan figürü bir kişi hariç sadece sürü ve hizmet edilen bireyler olarak görülüyor.
Film derin mizanseller içeriyor, Türkçe fragmanlarında da gördüğümüz bir sahne “Wall-E’nin elmas kutusuna elmastan daha çok değer vermesi” dünyanın şu andaki değer kavramını bir robotun gözünden yok ediyor. Şuanki Popüler kültüre ait hiçbir nesne ve müzik kullanılmamış, Edit Piaf’ın sesinden dinlemeye alıştığımız “La Vie En Rose” şarkısı Luis Armstrong’un sesinden terk edilmiş dünyada mükemmel bir yankı buluyor. Film 80 kuşağında çocuk olan insanların oyuncaklarını,oyunlarını öne çıkarıyor, heralde 90′lı yıllardan sonra yaşanan gelişmelerin melankoliden yoksun olduğunu göstermeye çalışıyor. Çünkü dikkat ettim günümüze ait hiçbir nesne yok.
Read the rest of this entry »
imdb puanı :6.2/10
Yapım :2008, ABD / Kanada
Tür :Bilim Kurgu / Dram / Gizem
Yönetmen :Chris Carter
Senaryo :Frank Spotnitz, Chris Carter
Oyuncular :Billy Connolly, Gillian Anderson, Amanda Peet, David Duchovny, Adam Godley, Callum Keith Rennie
Yapımcı :Frank Spotnitz, Chris Carter
Görüntü Yönetmeni :Bill Roe
Müzik :Mark Snow
Süre :1 saat, 44 dk.
Gösterim Tarihi :12 Eylül 2008
Filmde ajanlarımız buzlar altında kalmış bir cesedin ve seri şekilde kaybolan bir grup insanın peşindedirler. Hem de bu sefer psişik güçleri olan bir medyumun yardımıyla… Fox Mulder (Duchovny) ile Dana Scully (Anderson) arasındaki komplike ilişkiyi beklenmedik bir yöne taşıyan film, diziden ayrı olarak başlı başına ilerleyen bir hikayeyi takip ediyor. Mulder gerçeği bulma yolundaki sarsılmaz ısrarına devam ederken, tutkulu ve zeki doktor Scully Mulder’ın takip oyununda bir kez daha onun yanında yer almadan edemiyor.