Reşat Nuri Güntekin’in Dudaktan kalbe kitabından, tv ye uyarlanan ‘Dudaktan Kalbe‘ nin başrollerinde Burak Hakkı ve Fadik Sevin Atasoy oynuyor ve yönetmenliğini iseAndaç Haznedaroğlu üstlenmiştir . Müzisyen olan Hüseyin Kenan Gün çocukluk yıllarını , dayısı olan Saib Paşazade nin yanında geçirmiştir. Saib Bey, onun rızası olmadan evlenen kız kardeşi Melek Hanım’ı hiç affetmemiştir. Melek Hanım, hırsızlık suçuyla mahkum olan kocası hapishanede ölünce, ağabeyinin yanına sığınmıştır. Ama Saib Bey, iyiliğini başlarına kakarak hayatlarını zindana çevirir.
Onlar, “Küçük Kadınlar”. Onlar güçlüler, onlar vazgeçmeyecekler ve ne pahasına olursa olsun, düşmemek için, hayata karşı elele mücadele edecek, hep birlikte “büyüyecekler”.
Kanal D’de bugün, (10 Haziran Salı), “Küçük Kadınlar” adlı yepyeni bir dizi başlıyor. Yapımcılığını D Productions’ın üstlendiği yönetmenliğini Hakan Arslan’ın yaptığı senaryosunu Deniz Akçay’ın yazdığı başrollerinde Ekin Türkmen, Hande Soral, Fulya Zenginer, Elit İşcan, Selin Ilgar ,Ahmet Levendoğlu,Ali İl,Burak Sağyaşar,Birsen Dürülü,Hülya Şen,Mehtap Bayri,Kemal Pekser,Halim Ercan,Kevork Türker,Ezgi Bakışkan, Deniz Kurtoğlu ve Burak Tamdoğan’ nın paylaştığı “Küçük Kadınlar”; anne - babalarını ansızın ve arka arkaya kaybetmelerinin ardından hayatları bir anda altüst olan 5 kız kardeşin hikayelerini konu alıyor.Bu 5 kız kardeşin hayatta kalmak için tek çareleri vardır oda birbirlerine kenetlenmektedir. 1. Bölümün Konusu Elif, Armağan, Yeliz, Bilge ve Cansu, bekçiliğini üstlendikleri köşkte kendilerine ayrılmış bölümde anneleri ve, uzun yol şoförlüğü yapan babalarıyla yaşayan, birbirine bağlı beş kız kardeştir. Hukuk fakültesi 2. sınıf öğrencisi Elif (20), içi dışında, sırdaş, güçlü, “delidir ne yapsa yeridir” tanımının en iyi örneklerinden Armağan (17) - nam-ı diğer Armi , okul derdiyle, sivilceleriyle, üç kuruş harçlıkla arkadaşlarına rezil olmadan onlara yetişme telaşıyla tam bir ergen Yeliz (15), yaşından büyük bir hastalıkla yaşayan, olgun, kitap okuma tutkusu olan, sorumluluk sahibi, anlayışlı Bilge (12) ve en küçük, en hassas, en sevimli, müzik tutkunu Cansu (6). Kaderin onlara hazırladığı kötü sürprizlerden habersiz hayat dolu, 5 kız kardeş, her zaman ki günlük kaygılarla başlarlar güne. Elif üniversite arkadaşlarının ev partisine gitmek ister. Ancak istediği gibi giyecek kıyafeti yoktur. Yan köşkün kahyası Bade’nin hukuk okuyan yeğeni Ali’nin gönlü ise aynı okula gittikleri Elif’tedir. Hem altında oturdukları zengin ailenin köşküne göz kulak olup, hem de terzilik yapan anne Nalan’ın aklı ise son seferinde Irak’a gönderilen tır şoförü kocası Mustafa’dadır. Yan köşkün aksi sahibi Hulusi, Nalan ve kızlarına komşu olmaktan şikayetçidir. Onları beğenmez, küçük görür. Üstelik aksi Hulusi’nin kendinden beter kardeşi Sami, oğlu ile birlikte yurtdışından bir süreliğine yanına misafir gelir. Aklında da payları olduğu ve 5 kız kardeşin yaşadığı yan köşk ile ilgili planları vardır. Misafirler gelir ve daha ilk günden Hulusi’nin yeğeni Utku ile 5 kız kardeşten Armağan arasında kapışma yaşanır. Nalan ve kız kardeşler, Elif’in partiye gitmesi için çok çabalarlar. Binbir güçlükle de olsa çok istediği partiye giden Elif’i ise tatsız bir sürpriz beklemektedir. Nalan’a kocası Mustafa’nın çalıştığı şirketten bir telefon gelir. Bu beklenmedik telefon önce Nalan’ı sonra da 5 kız kardeşi yıkacaktır.
Yapım : D Productions Dramalar Koordinatörü : Lale Eren Yönetmen : Hakan Arslan Senaryo : Deniz Akçay Müzik : Kıraç Oyuncular : Ekin Türkmen(Elif Gezici),Hande Soral(Armağan Gezici),Fulya Zenginer(Yeliz Gezici),Elit İşcan(Bilge Gezici),Selin Ilgar(Cansu Gezici),ve Ahmet Levendoğlu(Hulusi Deviren),Ali İl(Ali Sezek),Burak Sağyaşar(Utku Deviren),Birsen Dürülü(Bade Yenice),Hülya Şen (Şevkiye Cansel),Mehtap Bayri(Mihrace Bayri),Kemal Pekser(timuçin),Halim Ercan(Cemalettin Er), Kevork Türker(Sami Deviren), Metin Coşkun(Refik), Ezgi Bakışkan(Fatmagül Özlü),Deniz Kurtoğlu(Nalan Gezici),Burak Tamdoğan( Mustafa Gezici)
Kanser tedavisi gören Oya Başar iki buçuk yıl aradan sonra bir sit-com ile ekranlara dönüyor. Başar hastalığı döneminde yakınlarının ilgisinden dolayı sevgi arsızı olduğunu söyledi..
Göğüs kanseri teşhisi konan Oya Başar, iki buçuk yıl aradan sonra bir TV dizisi ile ekranlara dönüyor. Yapımcılığını Yılmaz Erdoğan’ın, yönetmenliğini Hakan Algül’ün, senaryosunu da Vasıf Küçükoruç’un üstlendiği ‘Benim Annem Bir Melek’ adlı TV dizisinde Oya Başar’ın yanı sıra Tarık Ünlüoğlu, Dolunay Soysert, Ali Ünal, Şehsuvar Aktaş ve Nilgün Belgün de rol alacak.
Diziyle moral buldu
Tedavisi devam eden Oya Başar saçlarındaki dökülmenin azaldığını belirten Başar şöyle konuştu: “İnsanlar çok ağladığı için biz bu dizide onları güldürmeye çalışacağız. Biraz kendi annemi oynayacağım. O yönden de çok heyecanlıyım” Başar, son zamanlarda tam bir sevgi arsızı olduğunu da anlattı: “Hastalığımda bana evlatlarım ve dostlarım çok büyük destek verdi. Her zaman yanımdaydılar ve beni güldürdüler. Beni öylesine şımarttılar ki sevgi arsızı oldum. Bu tip şeylerde insanın en büyük yardımcısı, çevresi ve kendi oluyor. Dünyaya yalnız gelip yalnız gidiyoruz. Olanları büyük bir olgunlukla karşılamak gerekiyor. Hayata severek bakıyorum ve her şeyin güzel olacağına inanıyorum. Olmazsa da gideceğimiz yer belli.”
Yıl 1899…Manastır yakınlarında bir Osmanlı köyü…Türk, Arnavut,Makedon bir çok farklı etnik grup bu köyde bir arada yaşamaktadır; fakat bir süredir Balkanlar kaynamaktadır..Balkan harbinin ayak sesleri duyulmaya başlamıştır ve 500 yıldır bir arada kardeşçe yaşayan köy halkı arasında belli gerilimler doğmaya başlamıştır.Kahramanımız Ramiz, karısı ve üç kızıyla birlikte bu köyde sütçülük yaparak geçimini sağlamaktadır.Oldukça fakir bir adam olan Sütçü Ramiz,bütün bu siyasi kargaşa arasında ailesinin geçimini sağlamakta oldukça zorlanmaktadır.Tam manası ile bir halk tipi olan Ramiz biraz Nasreddin hoca biraz Bekri Mustafa biraz Karagöz karışımı bir tiptir. Kızlarına da çok düşkün bir baba, yüreğinde hiç kötülük olmayan bir adamdır. Ama gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı biridir.Karısı Fatma ise aslında hem bu gürültücü adamı hem de evi çekip çeviren asıl kişidir. Kızları evlilik çağına gelmişlerdir.Fatma bir süredir kızlarını iyi ve zengin kocalarla evlendirmek kaygısına düşmüştür.
“ELVEDA RUMELİ” Ramiz ve ailesinin ekseninde gelişen olayları anlatırken, fonda Balkanlardan çekilmekte olan cihan imparatorluğunun o yıllarına da ayna tutacak..Sonunda Balkanlardaki varlığı sona eren Osmanlı imparatorluğu Rumeli topraklarından çekilirken, Ramiz ve ailesi de İmparatorluk gibi yaşadığı toprakları terk ederek, zorunlu bir göçe maruz kalacak..
“ELVEDA RUMELİ”de 500 yıllık hakimiyetten sonra, Rumeli’ye Elveda diyen bir halkın hikayesini kimi zaman kahkahalarla kimi zaman gözyaşlarıyla izleyeceksiniz..
Özpolat Holding’in tek varisi Ömer (26-27), sorumluluk almak istemeyen, aklı da gözü de oynaşta tam bir “sevimli hergele”dir. Her devirde karşılığı olan Ömer, zamanımızda “tiki” diye nitelendirilebilir.
Özpolat Holding bir arazi sorununu çözmek için Kaz Dağları’na gitmek üzere babası Haşmet Bey (ki Haşmet Bey her an oğlunu adam etmek için planlar yapmaktadır) tarafından görevlendirildiğinde, en yakın arkadaşlarını da yanına alarak güzel bir tatil yapma planı ile yola çıkar. Bir gülümsemesi, bir tatlı sözü ya da bir göz süzmesiyle genç kızların başını döndüren Ömer, tatil amaçlı bu iş gezisinde tam bir sert kayaya çarpar: Ayşe!
Babası yıllar önce onları terk ettiği için Ayşe ve annesi Sevim, dimdik ayakta durmayı öğrenmiş, erkeklerin yaptığı işlerin üstesinden gelmeyi becermiş, haliyle de gönül kapılarını karşı cinse kolay açmayacak kadınlardır. Ama bu tavır Ömer’i çıldırtır. Hırsından Ayşe’nin bir gülümsemesi bir tatlı sözü için dağları delecek hale gelir. Arkadaşları da “abi bu kız sana bakmaz, boşuna uğraşma” dedikçe iş-tatili uzar da uzar.. Arkadaşlarıyla da büyük bir iddiaya girer: Bu kızı tavlayamazsa Porsche’si onların olacaktır, ama tavlarsa onlarda serserilikten vazgeçip Ömer’in holdingte çektiği çileye ortak olacaklardır, iki yıl onunla çalışacaklardır…
Kumar keyiflidir, adrenalin yükseltir, kumara masasında gerçek hayattan soyutlanır insan…Ömer gerçeği masadan kalktığında değil de, bu iddiayı kazanmak uğruna Kazdağları’nın Adatepe köy meydanında nikah masasına oturduğu anda görür. Tamam Ayşe güzel kızdır, tatlı kızdır ama o masaya nasıl sürüklenmiştir. Arkasına bakmadan kaçmak ister. Kaçma planını uygulamaya koyuncaya dek de iş işten geçer, Ömer ve Ayşe artık evlidir. Ama bu beladan kurtulmak için gerdeğe girmeden, kimseyi daha fazla incitmeden tüymesi ve izini kaybettirmesi gerekmektedir. Ömer’in sevimli hergeleliğinin inandırıcı bir yanı da vardır. Arkasında gözyaşı döktürmeden tüymeyi başarır.. İstanbul’a kaçışı kurtuluşu olabilecek midir?